Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 436 sanıklı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasının 101’inci duruşmasında mahkeme, 7 sanığın tahliyesine karar verdi. Dört gün süren savunmasını tamamlayan İmamoğlu, hakkındaki rüşvet ve usulsüzlük iddialarını reddederken, Türkiye’nin demokratik geleceğine ilişkin değerlendirmelerinde Alevi kültüründeki 40’lar Meclisi’ni eşitlik, rızalık, dayanışma ve ortak yaşamın örneği olarak gösterdi. “Bu memleketin kendisi neden kocaman bir 40’lar Meclisi olmasın?” diye soran İmamoğlu, Alevilerin, Sünnilerin ve farklı kimliklerin birbirine kuşkuyla bakmadığı bir Türkiye istediğini söyledi.

AHA Haber Merkezi – İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yolsuzluk iddiaları kapsamında açılan davanın 101’inci duruşması, 17 Ekim 2026 tarihinde İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde görüldü. Aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 436 sanıklı davada, dört gün süren savunmanın tamamlanmasının ardından İmamoğlu’na mahkeme başkanı, savcılık ve ilgili kurumların avukatları tarafından sorular yöneltildi.

İkinci celsenin 37’nci gününde gerçekleştirilen duruşmada belediye ihaleleri, iştiraklerin denetimi, Cebeci maden sahası, Torun Center, kreş yapımları, bağışlar ve sanık beyanları tartışıldı. İmamoğlu, kendisine yöneltilen suçlamaları reddederek belediye faaliyetlerinin kamu yararı doğrultusunda yürütüldüğünü savundu.

Savunmasının toplumsal barış ve demokrasiye ilişkin bölümünde ise farklı inançların eşitliği, Kürt meselesi, yurttaşlık hakları ve Alevi kültüründeki 40’lar Meclisi üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Mahkemeden 7 Sanık Hakkında Tahliye Kararı

Duruşmanın sonunda mahkeme heyeti, tutukluluk incelemesine ilişkin ara kararını açıkladı.

Savcılığın tahliyesini talep ettiği Ümit Polat ve Nilgün Cendek’in yanı sıra Adem Başer, Tolga Kılıç, Fatih Temur, Aytekin Karaarslan ve Melih Geçek hakkında da tahliye kararı verildi.

Melih Geçek’in başka bir dosya kapsamında tutuklanmış olması nedeniyle cezaevinden çıkamayacağı belirtildi.

Mahkeme, ev hapsi şeklindeki adli kontrol kararlarının da kaldırılmasına hükmetti. Böylece dava kapsamında tutuklu sanık sayısı 53’ten 46’ya düştü.

Ekrem İmamoğlu ve diğer tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verilirken dava 2 Kasım 2026 tarihine ertelendi.

İmamoğlu Dört Günlük Savunmasını Tamamladı

Ekrem İmamoğlu, dört gün süren savunmasını tamamlamasının ardından mahkeme başkanının ve avukatların sorularını yanıtladı.

Duruşmada sanık Adem Soytekin ile geçmişteki ticari ilişkisi sorulan İmamoğlu, Soytekin’i 2007 veya 2008 yılından beri tanıdığını, o dönemde kendi şirketinin taşeronluk işlerini yürüttüğünü söyledi.

Soytekin’in daha sonra kamu kurumları için de işler yaptığını belirten İmamoğlu, kreş, cami ve cemevi gibi yapıların inşasında görev aldığını bildiğini ifade etti.

İmamoğlu, Soytekin ile ilişkisinin ticari faaliyetler ve belediye çalışmalarındaki yüklenicilik ilişkisi çerçevesinde geliştiğini savunarak bu işlere ilişkin kayıtların ilgili kurumların arşivlerinde bulunduğunu söyledi.

İçişleri Bakanlığı Avukatlarının Sorularını Yanıtladı

İçişleri Bakanlığı avukatları, İBB iştiraklerindeki ihale süreçleri, belediye yöneticilerinin yetkileri ve denetim mekanizmalarına ilişkin sorular yöneltti.

İSTAÇ A.Ş. Genel Müdürü’nün ifadesi üzerinden Ertan Yıldız ve Fatih Keleş’in ihalelere ilişkin talimat verip vermediği sorulan İmamoğlu, bu iddiaları reddetti.

İmamoğlu, “Fatih Keleş’in kurumla bir ilişkisi yok; kendisi İBB Spor Kulübü Başkanı ve meclis üyesidir. Ertan Yıldız ise iştiraklerden sorumlu başkan danışmanıdır” diyerek hakkındaki anlatımların beyanlardan ibaret olduğunu savundu.

İhale ve firma pazarlıklarının kendisinin bulunduğu toplantılarda yapılmadığını belirten İmamoğlu, belediye iştiraklerinde iç denetim faaliyetlerinin kendi dönemlerinde artırıldığını ileri sürdü.

2019 öncesindeki denetim uygulamalarına da değinen İmamoğlu, kendi yönetimlerinde her yıl 20 ila 25 iştirakin iç denetimden geçirildiğini ve Teftiş Kurulu’nun etkin biçimde çalıştırıldığını söyledi.

Cebeci Maden Sahası ve İSFALT İddialarını Reddetti

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) avukatının Cebeci maden sahası ve İSFALT hisselerinin devrine ilişkin sorularını da yanıtlayan İmamoğlu, göreve geldiklerinde İSFALT’ın ağır borç yükü altında bulunduğunu belirtti.

İSFALT’ın hisselerinin usulsüz biçimde devredildiği yönündeki iddialara karşı çıkan İmamoğlu, kamu kaynaklarının korunması için çalıştıklarını savundu.

İmamoğlu, “Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin şirketinin yüzde 16’sını ya da milyonda birini birine peşkeş çekecek; bunu düşünenin, söyleyenin alnını karışlarım! Bu namustur!” sözleriyle iddialara tepki gösterdi.

İş insanı Murat Gülibrahimoğlu’nun İBB çalışanı veya bürokratı olmadığını belirten İmamoğlu, ilgili izin süreçlerinin yetkili bakanlıklar üzerinden yürütüldüğünü ifade etti.

Torun Center İddiaları da Duruşmada Gündeme Geldi

Şişli Belediyesi avukatı, Torun Center’ın tadilat ruhsatı sürecinde rüşvet talep edildiğine ilişkin iddiaları İmamoğlu’na yöneltti.

İmamoğlu, bu süreçte herhangi bir usulsüzlükten haberdar olmadığını belirterek iddiaları reddetti.

“Birisi benden randevu istediğinde yetkililere yönlendiririm” diyen İmamoğlu, dönemin Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın ve ilgili şirket yetkilisinin açıklamalarına işaret etti.

İmamoğlu, söz konusu rüşvet iddialarının hiçbirinden haberdar olmadığını söyledi.

Adem Soytekin ile İmamoğlu Arasında Sert Tartışma

Duruşmanın dikkat çeken bölümlerinden biri, sanık müteahhit Adem Soytekin ile Ekrem İmamoğlu arasında yaşanan karşılıklı tartışma oldu.

Soytekin, KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt’un hakediş ödemeleri sırasında kendilerinden İmamoğlu adına para istediğini öne sürdü.

İmamoğlu ise bu iddiayı kesin bir dille reddetti.

“Hiçbir kişi benim adıma, senin bahsettiğin nitelikte rüşvet veya benzeri bir para isteyemez” diyen İmamoğlu, böyle bir talimat vermesinin söz konusu olmadığını savundu.

Soytekin’in, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmasının ardından şirketinin İBB ve KİPTAŞ tarafından batırılmaya çalışıldığı yönündeki iddiasına da tepki gösteren İmamoğlu, şirketin TMSF yönetiminde olduğunu hatırlattı.

İmamoğlu, “Ben hiç kimsenin ekmeğine göz dikmem” diyerek Soytekin’in şirketine zarar vermeye çalıştığı iddiasını reddetti.

Kreş Bağışları ve Kamu Yararı Tartışması

Mahkeme başkanı, kreş yapımları ve çeşitli kamu yatırımlarına sağlanan bağışların nasıl gerçekleştirildiğini de sordu.

İmamoğlu, belediyelerin kamu yararına yapılacak projeler için iş insanlarının desteğini alabildiğini, bu yöntemin yalnızca kendi yönetimleri dönemine özgü olmadığını söyledi.

Müteahhitlik geçmişinden örnekler veren İmamoğlu, farklı siyasi partiler tarafından yönetilen belediyeler döneminde spor salonları, kültür merkezleri ve okul yapımlarına destek verdiğini anlattı.

Kreşlerin yaygınlaştırılması amacıyla iş insanlarının katıldığı bir tanıtım toplantısı düzenlediğini belirten İmamoğlu, katılımcılara doğrudan bağış yapma veya bir yapımcı aracılığıyla projeye katkıda bulunma seçenekleri sunduklarını ifade etti.

İmamoğlu, söz konusu uygulamaların kamu yararına hizmet ettiğini savunarak bağışların gerçekleştirilme biçimlerinin tek başına rüşvet veya usulsüzlük anlamına gelmeyeceğini söyledi.

Deprem Barınma Alanları ve Doğuş Grubu Bağışları Soruldu

Duruşmada Doğuş Grubu tarafından Adem Soytekin üzerinden gerçekleştirildiği belirtilen ödemeler de gündeme geldi.

Mahkeme başkanı, bağışların neden doğrudan belediyeye yapılmadığını ve dekontlarda görülen 191 milyon liralık tutarı sordu.

İmamoğlu, söz konusu çalışmanın kalıcı deprem konutlarından ziyade geçici barınma alanlarının oluşturulmasına yönelik olduğunu belirtti.

Projeye Doğuş Grubu dışında başka bağışçıların da destek verdiğini, CHP milletvekillerinin maaşlarından katkıda bulunduğunu ve KİPTAŞ’ın süreçte görev aldığını anlattı.

İmamoğlu, projenin kamu yararına hizmet ettiğini savunarak, “Mesele, bu işin kamu yararına dönüşüp dönüşmediği meselesidir. Mesele rızalık meselesidir” dedi.

Ertan Yıldız’ın İddialarına Karşı Çıktı

Mahkeme başkanı, Ertan Yıldız’ın Doğuş Grubu’ndan alınacağı ileri sürülen bir paranın seçimlerde kullanılmasına ilişkin beyanını da gündeme getirdi.

Yıldız’ın iddiasına göre İmamoğlu, 2023 yılında yapılan bir toplantıda paranın bir bölümünün resmî yollar dışında alınmasını istemişti.

İmamoğlu ise bu anlatımı reddederek Doğuş Grubu’nun ve Can Akın Çağlar’ın böyle bir konuşmanın gerçekleşmediği yönündeki açıklamalarına dikkat çekti.

Mahkeme başkanına söz konusu iddiayı gerçek olarak mı yoksa bir sanık beyanı olarak mı değerlendirdiğini soran İmamoğlu, yanıtın ardından Ertan Yıldız’ın anlatımlarını güvenilir bulmadığını söyledi.

İmamoğlu, belediye içerisinde ayrı bir yapılanma bulunduğu yönündeki iddiaları da reddederek kurumsal organizasyonların kayıtlı, denetlenebilir ve kamu hizmetlerinin verimliliğini artırmaya yönelik olduğunu savundu.

“Türk’ün Kürt’ten, Kürt’ün Türk’ten Şüphe Etmediği Bir Türkiye”

Ekrem İmamoğlu, savunmasının toplumsal barışa ilişkin bölümünde Türkiye’de farklı kimliklerin birbirine karşı kuşkuyla yaklaşmadığı bir toplum oluşturulması gerektiğini söyledi.

Türkler ile Kürtler arasında eşit yurttaşlık ve karşılıklı güvenin önemini vurgulayan İmamoğlu, farklı kimliklerin ortak bir ülkeye ait olmasının toplumsal birlikteliğin temeli olduğunu belirtti.

İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Türk’ün Kürt’ten, Kürt’ün Türk’ten şüphe etmediği bir Türkiye. Bir korku paranoyası var, bundan kurtulan bir Türkiye istiyoruz biz. Her Kürt, en az benim kadar vatanseverdir, ben her Kürt vatandaşıma öyle bakıyorum.”

Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan yurttaşların kendilerini eşit hissetmeleri gerektiğini belirten İmamoğlu, insanların etnik kimlikleri nedeniyle ayrıştırılmasına karşı çıktı.

“Sünni’nin Alevi’ye, Alevi’nin Sünni’ye Kuşkuyla Bakmadığı Bir Türkiye”

İmamoğlu, farklı inanç grupları arasında da karşılıklı güvenin geliştirilmesi gerektiğini belirterek Aleviler ile Sünnilerin birbirlerinin inançlarını özgürce yaşama hakkına saygı göstermesinin önemini vurguladı.

İnançların birbirine dayatılmaması gerektiğini ifade eden İmamoğlu, şu sözleri kullandı:

“Sünni’nin Alevi’ye, Alevi’nin Sünni’ye kuşkuyla bakmadığı bir Türkiye kimseye inancını dayatamaz, öğretmeye kalkmazsın ya. Herkes inancını yaşayacak.”

İmamoğlu, Türkiye’nin farklı inançlara, kimliklere ve yaşam biçimlerine sahip yurttaşlarının birbirlerini tehdit olarak görmeden yaşayabildiği bir toplumsal düzenin mümkün olduğunu söyledi.

Toplumsal huzurun yalnızca devlet ile yurttaş arasındaki güvene dayanmadığını, insanların birbirlerine de güvenebilmesi gerektiğini belirterek kimliklerin ayrışma gerekçesine dönüştürülmesine karşı çıktı.

“Kimliklerimizi Birbirimize Karşı Silah Haline Getirmekten Yorulduk”

İmamoğlu, Türkiye toplumunun uzun yıllardır yaşanan kutuplaşmadan yorulduğunu belirterek korku, öfke ve ayrıştırma yerine karşılıklı anlayışın güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

İnsanların kimliklerini saklamak zorunda kalmadığı, düşüncelerini özgürce ifade edebildiği ve farklı yaşam biçimlerinin tehdit olarak görülmediği bir Türkiye istediğini belirten İmamoğlu, toplumun ortak yaşam iradesine dikkat çekti.

İmamoğlu, “Kimliklerimizi birbirimize karşı silah haline getirmekten yoruldu. Mahallelerimizi birbirinden ayırmaktan, yaşam tarzlarımızı yarıştırmaktan, farklılıklarımızı sürekli bir korku sebebi haline getirmekten yoruldu” sözleriyle toplumsal kutuplaşmayı eleştirdi.

“Bu Memleketin Sofrasında Kimse Misafir Değildir”

Toplumsal eşitlik anlayışını sofra benzetmesi üzerinden anlatan İmamoğlu, bir ülkenin nasıl yönetildiğinin, toplumdaki paylaşım ilişkileri ve yurttaşların karar süreçlerine katılımıyla da değerlendirilebileceğini söyledi.

Sofrada kimin yer bulduğu, kimin dışarıda bırakıldığı ve kimin söz hakkına sahip olduğu sorularını gündeme getiren İmamoğlu, eşit yurttaşlığın yalnızca hukuki bir kavram değil, gündelik yaşamda karşılığı bulunması gereken bir ilke olduğunu ifade etti.

“Sofrayı büyüteceksiniz kardeşim. Lokmayı adil bölüşeceksiniz. Ekmeği çok üreteceksiniz, adil bölüşeceksiniz” diyen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ve bu ülkenin sofrasında kimse misafir değildir, bunu unutmayın. Herkes bu memleketin eşit ve onurlu bir parçasıdır.”

Alevi Kültüründeki 40’lar Meclisi’ni Örnek Gösterdi

Ekrem İmamoğlu, savunmasının Alevi toplumunu doğrudan ilgilendiren bölümünde 40’lar Meclisi geleneğine geniş yer verdi.

Kendisinin Sünni kültürüyle yetiştiğini belirten İmamoğlu, Alevi inancındaki paylaşım, eşitlik ve rızalık anlayışının toplumsal barış açısından önemli bir örnek olduğunu söyledi.

İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Ben bu sofra anlayışının en güzel, en derin karşılıklarından birini ilk tanıdığımdan itibaren Alevi canların kadim geleneğinde kültüründe 40’lar Meclisi’nde buldum. Ben Sünni kültürüyle yetiştim Sünni’yim. Ama orada buldum, yaşadım.”

40’lar Meclisi’nde sofranın yalnızca lokmanın paylaşıldığı bir yer olmadığını, aynı zamanda eşitliğin ve ortak iradenin buluştuğu bir meydan olduğunu ifade eden İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“40’lar Meclisi’nde sofra, yalnızca lokmanın paylaşıldığı bir yer değildir. Aynı zamanda bir meydandır. Orada kimse inancıyla kimliğiyle bir başkasından üstün değildir, her can kıymetlidir. Küçük de uludur, büyük de. Birbirine kırgın 2 can varsa önce gönüller alınır. Çünkü bilinir ki gönül kırıklığıyla birlik kurulmaz. Birinin derdi herkesin derdi, birinin sevinci herkesin sevinci olur.”

İmamoğlu, Alevi inancındaki “Birimiz 40’ımız, 40’ımız birimiz” sözünü demokrasi ve ortak yaşam anlayışının önemli ifadelerinden biri olarak değerlendirdi.

“Bu Memleketin Kendisi Neden Kocaman Bir 40’lar Meclisi Olmasın?”

İmamoğlu, Alevi kültüründeki 40’lar Meclisi anlayışının Türkiye’nin farklı halklarını ve inançlarını bir araya getiren bir toplumsal yaşam modeline ilham verebileceğini söyledi.

Alevilerin cumhuriyetin ve demokrasinin önemli savunucuları olduğunu belirten İmamoğlu, şu soruyu yöneltti:

“Ve kendime soruyorum bu memleketin kendisi neden kocaman bir 40’lar Meclisi olmasın? O meydanda Alevi’si, Sünnisi, Ermenisi, Süryanisi, Kürt’ü, Türk’ü, herkes, Çerkez’i, Laz’ı, kimse kimseye sen neden buradasın diye sormadan neden birlikte olmayalım? Olmak zorundayız zaten. Ne güzel bir birliktelik. İşte benim Türkiyem dediğim yer bu meydandır.”

Farklı inanç ve kimliklerin bir arada yaşayabildiği bir Türkiye hedefinden vazgeçmeyeceğini belirten İmamoğlu, “72 millete bir nazarla bakan bir memleket için bu yoluma asla sapmadan devam edeceğim” dedi.

Annesiyle Birlikte Gittiği Cemevi Ziyaretini Anlattı

Ekrem İmamoğlu, siyasete başladıktan sonra Aleviliği daha yakından tanıma fırsatı bulduğunu belirterek annesiyle birlikte Muharrem ayında gerçekleştirdiği bir cemevi ziyaretini anlattı.

CHP ilçe başkanlığı yaptığı dönemde annesini cemevine davet ettiğini söyleyen İmamoğlu, annesinin oruçlu olduğunu belirttiğini, kendisinin de cemevindeki insanların oruç tuttuğunu ve birlikte lokma paylaşacaklarını anlattığını aktardı.

Cemevinde sıcak biçimde karşılandıklarını belirten İmamoğlu, ziyaretin ardından annesiyle arasında geçen konuşmayı şu sözlerle anlattı:

“Çıktık arabaya bindik, annemin ilk lafı ne oldu biliyor musun? ‘Uşağım’ dedi, ‘Amin demiyorlar, Allah Allah diyorlar, daha güzelmiş’ dedi ya. O kadar hoşuma gitti ki anamın o tarifi. Birbirimizin hakkında bilgimiz yok, aramızda dağlar var.”

İmamoğlu, bu anı üzerinden farklı inançlar arasındaki mesafenin karşılıklı tanışma, bilgi edinme ve birlikte yaşama deneyimleriyle aşılabileceğini ifade etti.

“Farklı Olduğumuz Halde Aynı Ülkeye Ait Olduğumuz İçin Güçlü Olacağız”

İmamoğlu, Alevi-Sünni ilişkilerinin yanı sıra dindar ve seküler kesimler arasında da karşılıklı saygının esas alınması gerektiğini söyledi.

Farklı yaşam biçimlerinin birbirlerine tehdit olarak görülmediği bir Türkiye istediklerini belirten İmamoğlu, “Dindar seküler yaşam tarzını tehdit saymayacak birbirine. Sekülerin dindarın inancından endişe etmediği bir Türkiye kuracağız” dedi.

İmamoğlu, Türkiye’nin farklı kimlik, inanç ve düşüncelerden oluşan toplumsal çeşitliliğini bir zayıflık olarak değil, ortak yaşamın önemli bir unsuru olarak değerlendirdi.

“Kendi tarihiyle ve kendi toplumsal çeşitliliğiyle barışık bir Türkiye kuracağız. Geçmişini inkâr etmeyen, acılarını görmezden gelmeyen, farklılıklarını tehdit değil zenginlik sayan bir Türkiye” sözleriyle toplumsal barış anlayışını anlattı.

Güçlü Devlet, Demokratik Katılım ve Hukuk Vurgusu

Savunmasında devletin gücü ve yurttaşların güvenliği arasındaki ilişkiye de değinen İmamoğlu, güçlü devlet anlayışının gösteriş ve makam araçları üzerinden tanımlanamayacağını söyledi.

Devletin asıl gücünün yurttaşlarına sağladığı hukuki güvence, sosyal haklar ve kamusal hizmetlerle ölçülmesi gerektiğini savundu.

Yerel yönetimlerde demokratik katılım, şeffaflık ve hesap verebilirliğin artırılması gerektiğini belirten İmamoğlu, şehirlerin rant yerine insanların ihtiyaçlarına göre planlanmasını istedi.

İnsanların düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, inançlarını yaşayabildiği, örgütlenebildiği ve demokratik haklarını kullanabildiği bir toplumun huzurlu olabileceğini ifade etti.

Huzurun sessizlik anlamına gelmediğini belirten İmamoğlu, yurttaşların korku nedeniyle konuşamadığı bir ülkede gerçek toplumsal huzurdan söz edilemeyeceğini söyledi.

Eğitim, Sağlık, Ekonomi ve Gelecek Güvencesi

Ekrem İmamoğlu, savunmasında eğitim, sağlık, istihdam ve ekonomik adalet konularına da geniş yer ayırdı.

Çocukların ailelerinin ekonomik koşullarından bağımsız olarak nitelikli eğitim alabilmesi, gençlerin iş bulabilmesi, çalışanların sosyal güvencelerinin korunması ve emeklilerin geçim kaygısı yaşamaması gerektiğini belirtti.

Kreş hizmetlerinin bir lüks değil, toplumsal ihtiyaç olduğunu ifade eden İmamoğlu, devlet okullarının fırsat eşitliğinin sağlandığı kurumlar haline gelmesini savundu.

Yapay zekâ, biyoteknoloji, yeşil enerji, ileri imalat ve sağlık teknolojileri gibi alanlarda gençlere yeni olanaklar sağlanması gerektiğini söyleyen İmamoğlu, ekonomik kalkınmanın üretim, teknoloji ve sosyal adalet temelinde geliştirilmesi gerektiğini belirtti.

“Çünkü huzur sadece güvenlik değil, gelecek güvencesidir” diyerek ekonomik ve sosyal hakların toplumsal barış açısından taşıdığı önemi vurguladı.

“Ürettiğimiz Zenginliği Adil Paylaşacağız”

İmamoğlu, Türkiye’nin ekonomik gücünün yalnızca büyüme rakamları veya belirli kesimlerin serveti üzerinden değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Çalışanların emeklerinin karşılığını alabildiği, emeklilerin onurlu yaşam koşullarına sahip olduğu, çiftçilerin üretimden hak ettikleri geliri elde edebildiği ve kadınların ekonomik bağımsızlıklarının güçlendiği bir ekonomik düzen hedeflediklerini belirtti.

İşçilerden çiftçilere, sendikalardan kooperatiflere, akademisyenlerden girişimcilere kadar farklı kesimlerin katılımıyla bir Türkiye iktisat seferberliği başlatılması gerektiğini savundu.

İmamoğlu, dayanışma ve ortak üretim anlayışını şu sözlerle ifade etti:

“Hiç kimse tek başına kurtulmaya çalışmayacak. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz. Birlikte üreteceğiz, birlikte güçleneceğiz, birlikte zenginleşeceğiz. Ürettiğimiz refahı adil biçimde paylaşacağız.”

“Beni Hapse Atabilirsiniz Ama İrademe Sahip Olamazsınız”

Savunmasının son bölümünde kendisine yönelik yargı sürecini ve siyasi baskı olarak nitelendirdiği uygulamaları eleştiren İmamoğlu, demokratik hukuk düzeni ve eşit yurttaşlık anlayışından vazgeçmeyeceğini söyledi.

Kendisini hedef aldığını düşündüğü çevrelere seslenen İmamoğlu, “Beni teslim alamayacaksınız!” diyerek iradesinin baskılarla değiştirilemeyeceğini savundu.

İmamoğlu, “Ama benim irademe sahip olacak kişi annesinin karnından doğmadı! Ben milletimi temsil ediyorum!” sözleriyle kararlılığını dile getirdi.

Silivri’deki tutukluluk koşullarına da değinen İmamoğlu, kendisine destek veren yurttaşlara güvendiğini ve demokratik mücadeleden geri adım atmayacağını ifade etti.

“Bugün Kendi Partimize Değil, Türkiye’ye Sahip Çıkmalıyız”

İmamoğlu, savunmasının sonunda muhalefet partilerine ve demokrasiye inanan yurttaşlara seslenerek ülkenin geleceği konusunda ortak sorumluluk üstlenilmesi çağrısında bulundu.

Toplumsal farklılıkların ortadan kaldırılmasını istemediğini, aksine bu farklılıkların Türkiye’nin zenginliği olduğunu belirten İmamoğlu, kimliklerin ve siyasi görüş ayrılıklarının toplumun ortak yaşamını zayıflatmak için kullanılmaması gerektiğini söyledi.

Savunmasını, “Bugün kendi partimize değil, Türkiye’ye sahip çıkmalıyız” sözleriyle tamamladı.

İmamoğlu’nun savunması ve duruşmada yöneltilen soruların ardından açıklanan ara kararla 7 sanık hakkında tahliye kararı verildi. İmamoğlu’nun tutukluluğu devam ederken, İBB davasının bir sonraki duruşmasının 2 Kasım 2026 tarihinde yapılması kararlaştırıldı.

İmamoğlu’nun dört günlük savunmasında hukuki suçlamalara verdiği yanıtların yanı sıra Alevi kültüründeki 40’lar Meclisi’ni eşitlik ve ortak yaşamın örneği olarak göstermesi, Alevi-Sünni ilişkileri, farklı kimliklerin bir arada yaşaması ve toplumsal barış üzerine yaptığı değerlendirmelerin öne çıkan başlıklarından biri oldu.

WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir