Alevilik İslam’ın bir mezhebi, başka bir dinin alt başlığı ya da klasik anlamda bir tarikat olarak tanımlanamaz. Alevilik Yol’dur.

✍️ Hüseyin Akkuş | Araştırmacı-Yazar

Alevilik üzerine bir sorgulama

Alevilik hakkında konuşurken çoğu zaman aynı kavramları öne çıkarıyoruz:

Sevgi, hoşgörü, insan sevgisi, kardeşlik, dayanışma…

Bunların hiçbiri yanlış değil. Ancak Aleviliği yalnızca güzel ahlaki öğütlerden ibaret anlatmak, onun tarihsel ve toplumsal karakterini eksiltir.

Çünkü Alevilik yalnızca “iyi insan ol” diyen bir anlayış değildir.

Daha zor bir soru sorar:

İyi insan nasıl bir toplumda yaşayabilir?

İnsanı insana kul eden, emeği sömüren, eşitsizlik üreten ve tahakküm kuran bir düzen karşısında Alevinin sorumluluğu nedir?

Aleviliği bugün yeniden düşünürken asıl yüzleşmemiz gereken soru budur.

Alevilik Bir Kalıp Değil, Yol’dur

Alevilik İslam’ın bir mezhebi, başka bir dinin alt başlığı ya da klasik anlamda bir tarikat olarak tanımlanamaz.

Alevilik Yol’dur.

Hakikati arama, kendini bilme, insanı ve doğayı anlama ve yaşamla ilişki kurma biçimidir.

Bu nedenle hakikat herhangi bir kişinin, dedenin, pirin veya kurumun mülkiyetinde olamaz.

Hiçbir makam hakikatin sahibi değildir.

Hakikat aranır, sorgulanır, yaşanır ve yeniden düşünülür.

Bu yüzden sorgulamak Yola karşı çıkmak değil, Yolun canlılığını korumaktır.

Hakk Gökte Aranmaz

Alevilik Hakk, insanın dışında ve gökyüzünde oturan, insanı sürekli gözetleyen bir hükümdar değildir.

Hakk; hakikat, varlık ve yaşamla ilişkilidir.

İnsan doğadan ayrı değildir; doğanın efendisi değil, onun bir parçasıdır.

Bu nedenle doğaya yönelik saldırı yalnızca bir çevre sorunu değildir. İnsanla doğa arasındaki ilişkinin bozulmasıdır.

Bilim de bu arayışın karşısında değil, yanındadır.

Çünkü hakikat korkuyla değil;

akıl, merak, deneyim ve sorgulamayla aranır.

Cem: Ritüelden Toplumsal Yüzleşmeye

Cemi yalnızca belirli zamanlarda gerçekleştirilen dinsel bir törene indirgemek, onun toplumsal anlamını daraltır.

Cem aynı zamanda yüzleşme, muhabbete dayalı ortaklaşma ve rızalık alanıdır.

Canların birbirine karşı sorumluluklarını hatırladığı; toplumsal ilişkilerin sorgulandığı bir zemindir.

Rızalık, Aleviliğin yalnızca bireysel ahlakını değil, toplumsal anlayışını da açıklayan temel kavramlardan biridir.

Çünkü gerçek rızalık;

zorbalığın, keyfi iktidarın ve tahakkümün karşısına ortak iradeyi koyar.

Rıza Toplumu Ne Anlama Geliyor?

Rıza Toplumu’nu yalnızca insanların birbirini sevdiği, kavga etmediği bir toplum olarak anlatmak yeterli değildir.

Asıl sorular şunlardır:

Kim karar veriyor?

Kim üretiyor?

Kim bölüşüyor?

Kim yönetiyor, kim yönetiliyor?

Kimin emeği karşılıksız kalıyor?

Kimin sözü duyulmuyor?

Kadın ile erkek gerçekten eşit mi?

Zengin ile yoksul aynı haklara sahip mi?

Bir kişinin zenginliği başka insanların yoksulluğu pahasına büyüyorsa orada rızadan söz edilebilir mi?

İşte Aleviliğin toplumsal karakteri burada görünür hale gelir.

Rızalık, yalnızca bireyler arasındaki iyi niyet değil; toplumsal ilişkilerin adalet temelinde kurulmasıdır.

Aleviliğin Toplumsal ve Dirençli Damarını Neden Unutuyoruz?

Alevilik tarih boyunca yalnızca nefesler, deyişler ve cemlerden ibaret yaşanmadı.

Kızılbaş topluluklarının tarihsel deneyimlerinde merkezi otoriteyle, dayatılan yaşam biçimleriyle ve zorlayıcı düzenlemelerle çatışmalar da vardı.

Bu nedenle Aleviliğin tarihini yalnızca “hoşgörü kültürü” üzerinden okumak eksik kalır.

Tarihsel Alevilikte eşitsizliğe itiraz, dayanışma, ortaklaşma, adalet arayışı ve otoriteye karşı direnme gibi toplumsal damarlar da bulunmaktadır.

Bu damarları görünmez hale getirdiğimizde Aleviliği yalnızca kültürel ve folklorik bir kimliğe indirgeme riski doğar.

Oysa Aleviliğin tarihsel birikiminde yalnızca uyum sağlayan değil, itiraz eden bir damar da vardır.

Peki Bugün Ne Değişmeli?

Ben “Alevilik değişmelidir” demiyorum.

Asıl sorum şu:

Aleviliğin hangi özü bugün yeniden görünür hale getirilmelidir?

Cem, toplumsal yüzleşme ve rızalık alanı olmalıdır.

Dede, pir ve kurum yöneticileri eleştirilemez makamlar olmamalıdır.

Hiç kimse kendi sözünü hakikatin kendisi olarak sunmamalıdır.

Kadın-erkek eşitliği yalnızca söylemde değil, yaşamın ve kurumların içinde karşılık bulmalıdır.

Bilim ile inanç birbirinin düşmanı haline getirilmemelidir.

Doğa bir tüketim nesnesi olarak görülmemelidir.

Emek görünür, yoksulluk ise kader olmaktan çıkarılmalıdır.

Ve Alevilik yalnızca bir kimlik kartına indirgenmemelidir.

Alevilik ve Doğrudan Demokrasi

Burada önemli bir soru daha ortaya çıkıyor:

Alevi toplumu adına karar verenler gerçekten toplumun rızasını mı alıyor, yoksa toplum adına mı konuşuyor?

Bu ikisi aynı şey değildir.

Eğer rızalık Alevi toplumsallığının temel değerlerinden biriyse, Alevi kurumlarının karar alma biçimleri de sorgulanmalıdır.

Rızalık;

söz hakkı, ortak akıl, katılım ve sorumluluk gerektirir.

Bu nedenle Aleviliğin demokratik damarını yalnızca sandık ve temsil ilişkisiyle sınırlamak yerine, doğrudan katılım ve ortak karar alma biçimleri üzerinden yeniden düşünmek gerekir.

Alevilik Geleceğe Nasıl Taşınabilir?

Aleviliği geleceğe taşımak geçmişi dondurmak değildir.

Ama geçmişi unutmak da değildir.

Mesele, özü koruyarak biçimleri sorgulayabilmektir.

Yaşayan bir gelenek;

sorar,

itiraz eder,

kendini eleştirir,

yenilenir.

Değişim Aleviliği başka bir inanca benzetmek için değil, onun kendi temel değerlerini bugünün koşullarında yeniden yaşatabilmek için gereklidir.

Son söz

Benim için Alevilik;

itaat değil sorgulamadır.

Kulluk değil can olmaktır.

Tahakküm değil rızalıktır.

Sömürü değil emektir.

Eşitsizlik değil eşitliktir.

Korku değil hakikati aramaktır.

Doğaya hükmetmek değil, doğayla birlikte yaşamaktır.

Alevilik yalnızca “iyi insan ol” demek değildir.

Aynı zamanda şu soruyu sormaktır:

İnsanın iyi kalabileceği bir toplum nasıl kurulabilir?

Belki de bugün Aleviliğin ihtiyacı yeni dogmalar değil, yeniden doğru soruları sormaktır.

Çünkü Yol, soruların bittiği yerde değil; hakikati arama iradesinin sürdüğü yerde başlar.

Aşk ile.

Hüseyin Akkuş
Araştırmacı-Yazar

WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir