Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Cumhuriyet’in 103. yılı dolayısıyla kaleme aldığı yazısında, Türkiye’nin tarihsel acılarıyla yüzleşmeden demokratik bir geleceğin kurulamayacağını vurguladı. Koçgiri’den Dersim’e, Maraş’tan Sivas’a uzanan toplumsal hafızayı hatırlatan Erçe; laiklik, eşit yurttaşlık, adalet, barış ve emek temelinde demokratik bir cumhuriyetin inşa edilmesi çağrısında bulundu.

AHA Haber Merkezi – Cumhuriyet’in kuruluşunun 103. yılında Türkiye’nin geçmişiyle yüzleşmesi, demokratikleşme, laiklik ve eşit yurttaşlık tartışmaları yeniden gündemde. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, kaleme aldığı değerlendirmede Cumhuriyet’in yalnızca bir yönetim biçimi olarak değil, halkların, inançların ve toplumun bütün kesimlerinin eşit haklarla yaşayabildiği demokratik bir düzen olarak anlam kazanabileceğini ifade etti.

Türkiye’nin yakın tarihindeki katliamları, toplumsal travmaları, emek mücadelelerini ve cezasızlık politikalarını hatırlatan Erçe, geçmişle yüzleşmenin demokratik bir gelecek kurmanın temel koşullarından biri olduğunu savundu.

Erçe, özellikle Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerine, laikliğin korunmasına, zorunlu din derslerine, eğitim sistemindeki dinselleşmeye ve siyasal iktidarın hukuk uygulamalarına yönelik eleştirilerini dile getirirken, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında nasıl bir toplumsal düzen kurulması gerektiği sorusunu öne çıkardı.

Demokratik bir cumhuriyetin ancak halkların ortak iradesi, toplumsal barış, emek, adalet ve eşitlik temelinde inşa edilebileceğini belirten Erçe, yazısını “Yaşasın Laik, Demokratik Cumhuriyet! Yaşasın Onurlu ve Örgütlü Mücadelemiz!” çağrısıyla tamamladı.

PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe’nin Cumhuriyet’in 103. yılına ilişkin değerlendirmesinin tamamı şöyle:

Cuma Erçe’nin Yazısı

Bir Asrın Ağır Tortusu, Omuzlarımızda Yarım Kalmış Bir Hesabın Yüküyle Duruyor

Koçgiri’den Dersim’e, Zini Gediği’nden, Zilan’a, Maraş’a, Çorum’dan Sivas’a, 2 Temmuz 1993 Madımak Katliamı’na (“Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak”, “Kahrolsun laiklik, yaşasın şeriat” çığlıklarıyla aydınların, ozanların ve masum canların yakıldığı o karanlık güne) Gazi’den Roboski’ye, Suruç’a, Cizre’den 10 Ekim Ankara Garı’na uzanan kanlı hafıza; Soma’nın, Ermenek’in, Amasra’nın yerin yedi kat dibinde bırakılan madencileri; idam sehpalarında can veren fidanlar, sokaklarda hedef gösterilen çocuklar, faili meçhul mezarlar ve yakılıp yıkılan köyler… Bu topraklar, adaletin gömüldüğü, vicdanın sızlatıldığı bir acılar coğrafyasına dönüştürüldü. Faillerin korunduğu, davanın zaman aşımına uğratılarak cezasızlıkla aklandığı bu düzen, hafızamıza vurulan en büyük darbelerden biridir.

Aynı coğrafyada; ranta kurban edilen doğa, kurutulan ırmaklar, katledilen kadınlar ve çocuklar; dilleri susturulmak istenen Kürtler, inançları yok sayılan Aleviler ve bu halkların ortak vicdanı derin yaralar aldı. Aydınlar, gazeteciler, siyasetçiler cezaevlerinin çeperine hapsedilirken; katillerin, tecavüzcülerin, mafyanın ve hırsızların sırtının sıvazlandığı bir “adaletsizlik rejimi” inşa edildi.

Ve son yirmi yılı aşkın süredir iktidarda olan AK Parti iktidarı döneminde bu tablo, sistematik bir kopuşa dönüştü. Halkın iradesinin yok sayıldığı, seçilmişlerin içeri atılıp yerlerine kayyumların atıldığı, hukukun tümüyle rafa kaldırıldığı, anayasa ve AİHM kararlarının tanınmadığı, güçler ayrılığının ortadan kaldırıldığı; gazetecilerin, gazetelerin, televizyonların susturulduğu, karartıldığı, kapatıldığı, sanatın sesine, rengine, sanatçının kalemine, sözüne, dizesine, ezgisine, fırçasına müdahale edildiği, yasaklar konulduğu, ve partilerin başına bile kayyumların atandığı bir dönemdeyiz.

Cumhuriyet, özünden ve kurucu felsefesinden tamamen koparılarak; sarayın merkezinde şekillenen, tek adamın iki dudağına hapsedilmiş, laikliği ve hukuku rafa kaldıran bir rejime evrildi. Eğitim sistemi bilimsel akıldan bütünüyle arındırılarak tarikatların ve cemaatlerin arka bahçesi haline getirildi. 8 bakanlığın bütçesinden daha büyük bir bütçeye sahip olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulduğu, zorunlu din derslerinin kaldırılması bir yana yenilerinin eklendiği, imamların maaşlarının genel bütçeden ödendiği bir yapı yaratıldı. Liyakat yok edildi; kayırmacılık, kutuplaştırma ve din istismarı devletin omurgası yapıldı. Ülke, evrensel değerlerden koparılarak karanlık bir Ortadoğu girdabına çekilmek istendi.

Çünkü adı Cumhuriyet olan her rejim, özünde Cumhuriyet değildir.

Demokrasiden, laiklikten, insan haklarından, evrensel hukuk normlarından, bilimden ve sanattan arındırılmış bir düzenin adı olsa olsa bir kâbustur. Irkçılıktan, gericilikten, faşizmden ve erkek egemenliğinden beslenen tekçi, inkarcı ve asimilasyoncu bir anlayışa Cumhuriyet denemez.

İlk yüzyılı geride bıraktık; şimdi Cumhuriyetin 103. yılındayız. İkinci yüzyıl eşiğinde dururken sorulması gereken asıl soru şudur: Ne yapacağız, nasıl bir yol izleyeceğiz?

Bugün susmak, bu karanlığa ortak olmaktır. Tarihimizle yüzleşmeden, geçmişin acılarıyla sahici bir hesaplaşma yaşamadan geleceği kuramayız.

Tarihsel yüzleşmeyle başlayacağız: Devletin geçmişte işlediği suçlarla, ezilen halklara, inançlara ve emekçilere karşı yapılan haksızlıklarla hakikati masaya yatıracağız. Adalet ancak adıyla anıldığında iyileşir.

Laikliği yeniden ayağa kaldırmalıyız: Eğitimi, kamusal alanı ve toplumsal yaşamı dogmaların ve tarikatların elinden kurtarıp aklın ve bilimin ışığına teslim etmek zorundayız.

Eşit yurttaşlığa dayalı, laik ve demokratik bir Cumhuriyete ihtiyacımız var. Türk’ün, Kürt’ün, Arap”ın, Çerkez’in, Alevi’nin, Sünni’nin yani 73 milletin, kadının, erkeğin, gencin ve yaşlının bu topraklarda başı dik, eşit haklarla ve kardeşçe yaşadığı demokratik bir sözleşmeyi birlikte yazmalıyız.

Kimsesizlerin kimsesi olan bir Cumhuriyetten de öte, kimsesizliğe neden olan haksızlıkların, adaletsizliğin, ayrımcılığın ortadan kalktığı, barışın hakim olduğu, emeğin iktidar olduğu ve hakça bölüşümün esas alındığı bir Cumhuriyete ihtiyacımız var.

Saray rejimi mi? Yoksa DemokratikCumhuriyet mi?: Bu sorunun bizdeki yanıtı çok net, sınırsız ve sınıfsız topluma yani Rıza şehrine giden yolun önmeli noktası elbette ki, Demokratik Cumhuriyet. Ülkeyi çatışmalardan, savaş politikalarından, yoksulluktan ve sefaletten kurtararak halkların birleşik iradesiyle sosyal adalete dayalı, ranta değil emeğe saygılı bir ülkeyi yeniden inşa edeceğiz.

Yitirdiğimiz vicdanı, çalınan geleceğimizi ve karartılan hayatlarımızı geri alana kadar durmayacağız. Rızalık şehrine, adaletin ve eşitliğin hüküm sürdüğü altın çağa giden yoldaki tüm dikenleri birlikte ayıklayacağız.

Gelin canlar bir olalım! Demokratik Cumhuriyeti inşa etmeye cüret edenlere aşk olsun.

Yaşasın Laik, Demokratik Cumhuriyet!

Yaşasın Onurlu ve Örgütlü Mücadelemiz!

WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir