CEM Vakfı Genel Başkanı Ahmet Rasim Tükek’in, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan Alevilik-Bektaşilik kurs programını “Alevi-Bektaşi toplumumuz adına önemli bir kazanım” olarak nitelendirmesi, aynı programa karşı ortak tavır alan Alevi kurumlarının itirazlarıyla keskin biçimde çelişiyor. Yedi Alevi kurumu, özellikle 104 saatlik “Alevi-Bektaşilikte Yol Erkân” modülünün ve “usta öğretici” modelinin ciddi bir inanç ve temsil sorunu yarattığını açıklarken, CEM Vakfı’nın Bakanlığa teşekkür etmesi temel bir soruyu gündeme getiriyor: Aleviliğin Yol ve erkânı konusunda karar verme ve “doğru Aleviliği” belirleme yetkisi devlete mi, yoksa Alevilerin kendi inanç kurumlarına ve rızalığına mı aittir?

✍️ AHA Editorya

Türkiye’de Alevi toplumunun uzun yıllardır tartıştığı devlet-inanç ilişkisine yeni ve önemli bir başlık eklendi. Millî Eğitim Bakanlığı’nın Alevilik-Bektaşilik alanında hazırladığı eğitim programları Alevi kurumlarının tepkisini çekerken, CEM Vakfı Genel Başkanı Ahmet Rasim Tükek programın uygulama aşamasına gelmesinden “büyük memnuniyet” duyduğunu açıkladı.

Tükek, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e hitaben yayımladığı açıklamada, programın Alevilik-Bektaşilik inanç ve kültürünün “doğru, sağlıklı ve kendi kaynakları üzerinden aktarılmasına” katkı sağlayacağını savundu. Bakanlığın programa sahip çıkmasını “son derece kıymetli” bulan Tükek, programı Alevi-Bektaşi toplumu adına “önemli bir kazanım” olarak nitelendirdi. Açıklama CEM Vakfı’nın kendi internet sitesinde de yayımlandı.

Ancak tam da burada üzerinde durulması gereken ciddi bir temsil ve rızalık sorunu ortaya çıkıyor.

Kimin Adına “Kazanım”?

CEM Vakfı elbette kendi kurumsal görüşünü açıklayabilir ve bir devlet programını destekleyebilir. Ancak tartışma, bu desteğin “Alevi-Bektaşi toplumumuz adına önemli bir kazanım” olarak sunulduğu noktada başka bir boyut kazanıyor.

Çünkü aynı günlerde Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Türkiye Alevi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu ortak bir açıklamayla söz konusu uygulamaya itiraz etti. Kurumlar, özellikle 104 saatlik “Alevi-Bektaşilikte Yol Erkân” programının ve bu alanda “usta öğretici” görevlendirilmesinin ciddi bir inanç ve temsil sorunu yarattığını belirtti.

Dolayısıyla ortada bütün Alevi toplumunun üzerinde uzlaştığı bir “kazanım” yoktur. Tam tersine, Alevi örgütlü yapısının önemli kurumlarının açıkça itiraz ettiği bir devlet programı vardır. Böylesi bir tabloda bir kurumun kendi desteğini bütün Alevi-Bektaşi toplumunun kazanımı olarak sunması, en az programın kendisi kadar tartışılması gereken bir temsil problemidir.

Yol-Erkân Bir Bakanlık Sertifikasına Sığar mı?

Alevi kurumlarının itirazının merkezinde eğitime karşı olmak bulunmuyor. Ortak açıklamada Aleviliğin tarihinin, edebiyatının, müziğinin, ozanlarının, ocaklarının ve dergâhlarının çocuklara ve toplumun farklı kesimlerine anlatılmasının ilk bakışta olumlu görülebileceği açıkça belirtiliyor.

İtiraz, Aleviliği kim, hangi yetkiyle ve hangi anlayışla öğretecek(?) sorusuyla geliyor. Yedi Alevi kurumu bu noktada son derece açık bir itiraz ortaya koyuyor: Yol-Erkân hizmetlisi olmak bir meslek değildir. Mürşidin, pirin, dedenin, ananın, babanın ve rehberin Yol içerisindeki konumu devletin vereceği bir sertifikayla belirlenemez.

Bu itiraz Aleviliğin kurumsal bağımsızlığının özüne ilişkindir. Çünkü devlet “Yol-Erkân” öğretmeye, bunun müfredatını belirlemeye ve bunu öğretecek kişileri sertifikalandırmaya başladığında mesele artık yalnızca kültürel tanıtım olmaktan çıkar. Doğrudan inanç alanına, inançsal yetkiye ve Alevilerin kendi iç mekanizmalarına ilişkin bir tartışmaya dönüşür.

CEM Vakfı’nın Yanıtlaması Gereken Soru

CEM Vakfı açıklamasında programın Aleviliğin “kendi kaynakları üzerinden” aktarılmasına katkı sağlayacağını ileri sürüyor.

Peki, “kendi kaynakları”nın ne olduğuna kim karar verecek?

MEB mi?

Bakanlık tarafından belirlenen akademisyenler ve uzmanlar mı?

Sertifika verilen “usta öğreticiler” mi?

Yoksa Aleviliğin tarihsel taşıyıcıları olan ocaklar, sürekler, pirler, mürşitler, analar, dedeler, babalar ve örgütlü Alevi toplumu mu?

Sorunun özü buradadır.

Alevilikte rızalık yalnızca cem meydanında söylenen güzel bir kavram değildir. Yol’un toplumsal ve inançsal işleyişinin temel ilkelerinden biridir. Alevi toplumunun geniş bir kesiminin ve çok sayıda çatı kurumunun açıkça itiraz ettiği bir uygulamanın “Alevi toplumu adına kazanım” ilan edilmesi, rızalık kavramıyla nasıl bağdaştırılacaktır?

Devletin Aleviliği Tanıtması mı, Alevilerin Kendilerini Anlatması mı?

CEM Vakfı’nın son dönemdeki yaklaşımı bu programla sınırlı da görünmüyor. Vakfın kendi açıklamasına göre, “Alevilik Bilinmelidir” adlı kitapçığı Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı desteğiyle yeniden basıldı ve İçişleri Bakanlığı üzerinden Türkiye genelindeki valilik ve kaymakamlıklara ulaştırıldı. CEM Vakfı bunu devlet kurumlarıyla oluşturulan “güven ortamının” göstergesi olarak değerlendirdi.

Yine CEM Vakfı’nın kendi duyurusuna göre, vakıf yöneticileri Temmuz ayında Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’le görüşerek Halkalı İkitelli’deki “Dede Baba Okulu”nun açılış süreci ve programını da değerlendirdi.

Bunlar CEM Vakfı’nın tercih ettiği kurumsal ilişki biçimini ortaya koyuyor. Fakat asıl mesele devlet kurumlarıyla görüşmek değildir. Alevi kurumları elbette devletle görüşebilir, taleplerini iletebilir ve hakları için müzakere yürütebilir.

Sorun, devletin Aleviliğin inançsal alanını tarif eden, müfredatını oluşturan, öğreticisini sertifikalandıran ve “hangi Aleviliğin” aktarılacağını belirleyen konuma yerleşmesidir.

Burada çizilmesi gereken sınır son derece açıktır: Devlet Alevilerin eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü haklarını güvence altına alabilir. Ancak Aleviliğin mürşidini, pirini, dedesini, anasını, Yol’unu ve erkânını devlet bürokrasisinin sertifika düzenine bağlamak başka bir şeydir. Böyle bir yönelimi ne ikrarına bağlı Aleviler ne de demokratik Alevi hareketi kabul eder.

“Alevilik Alevilerin Yolu’dur”

Yedi Alevi kurumunun ortak açıklamasındaki en temel vurgu da budur: Alevilerin çocuklarına kendi inançlarını, tarihlerini ve kültürlerini aktarma hakkının öznesi Alevi toplumunun kendisidir. Kurumlar, devletin görevinin Alevilere Alevilik öğretmek değil; eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve laiklik temelinde insanların kendi inançlarını özgürce yaşayabilecekleri koşulları oluşturmak olduğunu savunuyor.

Bu nedenle CEM Vakfı yönetiminin açıklaması yalnızca “farklı bir görüş” denilerek geçiştirilemez.

Bir tarafta devletin hazırladığı programa teşekkür eden ve bunu “Alevi-Bektaşi toplumumuz adına önemli bir kazanım” ilan eden bir kurum; diğer tarafta aynı programa karşı “Aleviliği devlet eliyle yeniden biçimlendiremezsiniz” diyen yedi Alevi kurumu bulunmaktadır.

Bu çelişkinin üzeri “hizmet”, “eğitim” veya “kazanım” sözcükleriyle örtülemez.

Asıl Kazanım Ne Olmalı?

Aleviler açısından gerçek kazanımın ölçüsü, devletin Aleviliği ne kadar öğrettiği değil; Alevilerin kendi inançlarını devlet müdahalesi olmaksızın ne kadar özgür yaşayabildiği ve gelecek kuşaklara kendi kurumları aracılığıyla aktarabildiği olmalıdır.

Aleviliğin Yol ve erkânını devletin belirlediği programlara, sertifikalara ve bürokratik yetkilendirmelere teslim etmek yerine; Alevilerin kendi ocaklarının, cemevlerinin, inanç önderlerinin ve kurumlarının iradesine saygı gösterilmesi gerekir.

Bu nedenle CEM Vakfı yönetimine sorulması gereken soru şudur:

Alevi toplumunun önemli çatı kurumları “Bu Yol’un öznesi biziz, rızalığımız yok” derken, devletin hazırladığı bir program hangi rızalıkla “Alevi-Bektaşi toplumumuz adına kazanım” ilan edilmektedir?

Bir inancın geleceğine ilişkin karar verilecekse, önce o inancın sahiplerinin sözü dinlenir. Çünkü Alevilikte Yol, bürokratik makamdan alınan belgeyle değil; ikrarla, rızalıkla, ocakla, sürekle ve canların ortak iradesiyle yürür.

WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir