✍️ Erdal Kılıçkaya | Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

Umut, karanlığın içinde yolunu kaybetmeyenlerin duygusudur.

Bazen bir meydanda yükselen milyonların sesi, bazen bir çocuğun gözlerindeki gelecek, bazen de “Bir daha asla!” diye haykıran kalabalığın kararlılığıdır.

Bugün Avrupa’nın üzerine çöken siyasal karanlığa rağmen, umudu büyütmek zorundayız.

Savaşların, yoksulluğun, gericiliğin ve toplumsal tahribatın derinleştiği bir dönemden geçiyoruz. Barışın, özgürlüğün, eşitliğin ve farklı kültürlerin bir arada, eşit koşullarda ve eşit haklarla yaşayabilmesinin her zamankinden daha fazla savunulması gereken bir zamanda, Avrupa’nın birçok ülkesinde aşırı sağın hızla güç kazandığına tanıklık ediyoruz.

Aşırı sağ artık toplumların kıyısında duran marjinal bir siyasal hareket değildir. Örgütlenmiş, yayılmış, toplumsal karşılık bulmuş ve giderek ana akımlaşmıştır. Daha da önemlisi, dün aşırı bulunan kimi söylemler bugün merkez siyasetin dili hâline gelmiştir.

Ana akım partilerin önemli bir bölümü, seçmen kaybetme korkusuyla aşırı sağın özellikle göçmenlere yönelik söylemlerini benimsemeye başlamıştır. Dün aşırı sağın kullandığı kimi kavramlar, bugün merkez siyasetin seçim propagandalarında karşımıza çıkmaktadır.

Böylece yalnızca aşırı sağ güçlenmemiş; onun dili de normalleştirilmiştir.

Göçmeni hedef gösteren, farklı olanı tehdit olarak sunan, toplumsal korkuları siyasetin yakıtına dönüştüren ırkçı propaganda; Almanya’dan Avusturya’ya, Fransa’dan Hollanda’ya, İngiltere’den İspanya ve İtalya’ya kadar Avrupa siyasetinde kendisine daha geniş bir alan açmıştır.

Ve biz bugün acı bir gerçekle yüzleşiyoruz:

Artık ne Almanya Willy Brandt döneminin Almanya’sıdır, ne İsveç Olof Palme döneminin İsveç’i, ne de Fransa François Mitterrand döneminin Fransa’sıdır.

Bir zamanlar savaşın ve faşizmin yıkıntıları arasından barış fikrini büyüten Avrupa; bugün yeniden korkunun, yabancı düşmanlığının ve kimlik siyasetinin kuşatması altındadır.

Aklın dogmaya karşı, laikliğin dinsel tutuculuğa karşı, eşitliğin köleliğe ve ayrıcalığa karşı, insan haklarının zorbalığa karşı, kadın-erkek eşitliğinin ataerkilliğe karşı, doğanın talana karşı savunulduğu Avrupa fikri büyük bir sınavdan geçmektedir.

İnsan hakları, çocuk hakları, hayvan hakları, çevre, özgürlük ve toplumsal dayanışma gibi değerlerin üzerine kurulan Avrupa tahayyülü, bugün yükselen popülist aşırı sağın sert rüzgârlarıyla sarsılmaktadır.

Fakat tarih bize bir şeyi defalarca göstermiştir:

Karanlık ne kadar büyürse büyüsün, ona karşı yakılan küçük bir ışık bile yol gösterir.

Aşırı sağ partilerin birbirleriyle kurdukları uluslararası ilişkiler ve Avrupa Parlamentosu’ndaki örgütlenmeleri, bu hareketlerin artık yalnızca ulusal sınırlar içerisinde değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor. Avrupa’nın farklı ülkelerindeki aşırı sağcı hareketler, birbirlerinden besleniyor, söylemlerini birbirlerine taşıyor ve ortak bir siyasal iklim yaratıyorlar.

Peki, Avrupa’yı buraya getiren nedir?

İnsanların geleneksel ortak değerlerden uzaklaşmasının, toplumların birbirine karşı sert kültür savaşlarına sürüklenmesinin ve aşırı sağın geniş kitlelerden oy almasının nedenlerini anlamak zorundayız.

Ekonomik krizler, gelir ve servet eşitsizliği, güvencesizlik, göç, kimlik kaygıları, siyasal kurumlara duyulan güvensizlik ve gelecek korkusu elbette bu tablonun önemli parçalarıdır. Ancak bütün bunların üzerinde yükselen daha derin bir mesele vardır:

Korkunun siyasallaştırılması.

İnsanların geleceğe ilişkin kaygıları büyüdükçe, siyaset bu kaygılara çözüm üretmek yerine onlara bir hedef göstermeye başladığında tehlike büyür.

Göçmen “sorun” olur.
Mülteci “tehdit” olur.
Farklı kültür “tehlike” olur.
Farklı inanç “şüphe” olur.

Ve sonunda insan, yalnızca kimliği nedeniyle suçlu ilan edilir.

İşte aşırı sağın en büyük başarısı da budur: Gerçek sorunların nedenlerini tartışmak yerine toplumun öfkesini daha savunmasız kesimlere yöneltmek.

Bu nedenle aşırı sağı yalnızca geçmişin faşist deneyimleriyle kıyaslamak yetmez. Onun bugünün koşullarında nasıl yeni bir dil kurduğunu, demokratik kurumların içinde nasıl meşruiyet kazandığını, sosyal medyayı ve modern iletişim araçlarını nasıl kullandığını ve toplumdaki korkuları nasıl siyasallaştırdığını anlamak zorundayız.

Çünkü bugün karşımızda duran tehlike, geçmişin birebir kopyası değildir.

Ama geçmişin bazı karanlık alışkanlıklarını taşıdığı da inkâr edilemez.

Irkçılığın normalleştirilmesi, göçmenlerin insanlık onurunun hiçe sayılması, farklı olanın düşmanlaştırılması ve demokrasinin evrensel değerlerinin sorgulanması karşısında sessiz kalmak, tarihin bize yüklediği sorumluluğu yerine getirmemek anlamına gelir.

Biz Aleviler açısından bu mesele çok daha derin bir anlam taşımaktadır.

Çünkü biz, farklılıkların bir tehdit değil, yaşamın ve toplumun zenginliği olduğuna inanıyoruz. İnancımız, kültürümüz ve tarihimiz bize çoğulculuğun, vicdanın, dayanışmanın ve eşit yurttaşlığın değerini öğretti.

Bu nedenle bugün, mevcut siyasal konjonktürde mağdur edilen toplumsal kesimlerden biri olarak, ortak geleceğimizi ve hakikati savunmak için sesimizi yükseltiyoruz.

Talebimiz açıktır:

Demokratik, laik ve özgür bir toplumda; hiçbir ayrım gözetilmeksizin, amasız ve fakatsız, eşit yurttaşlar olarak yaşamak istiyoruz.

Bunu yalnızca sözle değil, sokakta, meydanlarda ve örgütlü mücadele içerisinde de gösteriyoruz.

Çünkü biliyoruz ki haklar kendiliğinden korunmaz.

Özgürlük kendiliğinden büyümez.

Demokrasi kendiliğinden yaşamaz.

Onları yaşatacak olan, örgütlü toplumun iradesidir.

Bugün Batı’nın siyasal örgütlerinin, demokratik kurumlarının, partilerinin ve sendikalarının hâlâ haksızlıklara karşı ses çıkarabildiğini, sokağa çıkabildiğini ve toplumsal tepkiyi örgütleyebildiğini görüyoruz.

Bunun en güçlü örneklerinden biri Almanya’da yaşanan kitlesel gösterilerdir.

Milyonlarca insanın sokaklara çıkarak “Nie wieder 1933!” — “Bir daha asla 1933!” diye haykırması, yalnızca geçmişe yönelik bir hatırlatma değildir.

Bu söz aynı zamanda geleceğe verilmiş bir sözdür.

Bir daha asla!

Bir daha faşizme geçit vermemek.

Bir daha insanları kökenleri, inançları, dilleri ve kimlikleri nedeniyle birbirine düşman etmemek.

Bir daha demokrasinin içinin boşaltılmasına izin vermemek.

Bir daha insan onurunun ayaklar altına alınmasına sessiz kalmamak.

Meydanlar bu yüzden önemlidir.

Çünkü meydanlar yalnızca insanların toplandığı yerler değildir.

Meydanlar vicdanın görünür hâle geldiği yerlerdir.

Yüzleşmenin, sorgulamanın ve “Ben bu tarihin neresindeyim?” sorusunun sorulduğu yerlerdir.

Bugün Almanya sokaklarında yükselen milyonların sesi, işte bu nedenle yalnızca Almanya’nın sesi değildir.

Bu ses, faşizmin yeniden yükselmesine karşı insanlığın ortak itirazıdır.

Bu ses, farklılıklarıyla birlikte yaşamak isteyenlerin sesidir.

Bu ses, korkuya karşı umudun sesidir.

Ve belki de en önemlisi, insanın yeniden insanlaşma mücadelesinin sesidir.

Biz bu sesi duyuyoruz.

Bu sesi önemsiyoruz.

Bu sesin büyütülmesi gerektiğine inanıyoruz.

Çünkü biliyoruz ki ırkçılık karşısında bir milim geri çekilmek, onun bir adım daha ileri gitmesine izin vermektir.

Bu nedenle geri adım atmayacağız.

Barıştan vazgeçmeyeceğiz.

Eşitlikten vazgeçmeyeceğiz.

Özgürlükten vazgeçmeyeceğiz.

Laiklikten vazgeçmeyeceğiz.

İnsan onurundan vazgeçmeyeceğiz.

Ve farklılıklarımızla birlikte, eşit yurttaşlar olarak yaşama hakkımızdan asla vazgeçmeyeceğiz.

Çünkü umut, olup biteni görmezden gelmek değildir.

Umut, karanlığı görüp yine de ışık yakmaktır.

Umut, yenilgiyi kabullenmemektir.

Umut, geleceğin bugünden daha iyi olabileceğine dair inancı örgütlemektir.

Umut, yol gösteren bir duygudur.

Ve biz, bugün o umudun ışığını büyütmek zorundayız.

WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir